"ALİ BABA VE KIRK HARAMİLER" MASALI

                                                    

                                                       

 

 

 

 

"ALİ BABA VE KIRK HARAMİLER" MASALI

 

 

Alegori

 

" Ali Baba fakir ve saf bir köylüdür. Şehrin kenar mahallerinden birinde bir küçücük evde oturur; eşi ile birlikte huzurlu bir hayat sürerlermiş. Bir gün, sarp bir dağ yamacında koyunlarını otlatırken, kırk tane haraminin at sırtında taşıdıkları çuvalları bir mağara önüne getirdiklerini görmüş. Haraminin reisi, "Açıl susam açıl!" deyice, sert kayalar içindeki kapı birdenbire açılmış. Haramiler birer ikişer mağaraya girerek çuvalları içeri bırakmışlar. Çuvalların taşınması işi bitince, reis mağaranın taş kapısı önüne gelmiş ve yüksek sesle bağırmış: "Kapan susam kapan!". Mağaranın kapısı büyük bir gürültüyle kapanırken, haramiler atlarına atlayıp hızla olay yerinden uzaklaşmışlar.

 

Bizim fukara Ali Baba, bu işe bir türlü akıl erdirememiş ama, hele bir deneyelim diyerek, mağaranın kapısı önüne gelip, bağırmış: "Açıl susam açıl!" Mağaranın kapısı açılmış, Ali Baba içeri girince, bir de ne görsün? Bütün mücevherler, altınlar, gümüşler, yakut ve elmaslar ışıl ışıl mağaranın duvarlarında asılı duruyor. Aklı şaşmış bizim Ali Baba'nın. Hayretten dili tutulmuş. Hani neredeyse, bu ihtişam, bu güzellik ve zenginlik karşısında bayılıp kendinden geçecek! Hemen hazineden bir iki altın torbası alıp dışarı çıkmış. "Kapan susam kapan!" deyince de mağara kapısı kapanıvermiş.

 

Ali Baba eve gelince başından geçenleri karısına anlatmış. "Bunu bir SIR olarak, kimseye söylemeyelim" demiş; ikisi birden KETUM davranacaklarına ilişkin söz vermişler. Vermişler ama, komşulardan kötü huylu, fesat ve zenginliğe doymayan birisi, fakir Ali Baba'nın ve karısının son günlerdeki giyim kuşamlarından kuşkulanmış. Ali Baba da hemen her gün mağaraya gider, altınları ha bire ceplerine doldurur dururmuş. Sonuçta bir gün, Ali Baba'yı sıkıştıran komşusu, ondan sırrı zorla öğrenmiş. Hemen eşeğini hazırlayıp iki boş çuvalla mağaranın önüne gelmiş. "Açıl susam açıl!" demiş. Mağara kapısı gümbür gümbür açılmış. İçeri giren komşu, bütün mücevherleri çuvallara tıka basa doldurmuş. Hırsından sanki dili tutulmuş. Dışarı çıkmış. Çıkmış ama gel gör ki, dili tutkun, bir türlü kapanma şifresi aklına gelmiyor. "Kapan kapı kapan" diyor olmuyor; "Kapan mağara kapan" diyor, taş kapı bir türlü kapanmıyor. Aksilik bu ya, tam o sırada kırk harami de çıka gelmez mi? Adamcağızın başını hemen oracıkta kesivermişler."  

 

Sembolizma

 

Ali Baba, çok zor geçitlerden geçtikten sonra; sarp kayalıkları aşmış ve ulaştığı zirvede kapalı bir mağara ile karşılaşmış. Bu mağarada çok değerli hazineler varmış. Haramiler bu mağaranın kapısına gelince, sır olan bir şifreyle kapıyı açıp hazineye girmişler. Bu hazine, aslında, Yüce Allah'ın, Hz. Muhammet ağzından söylediği "Ben gizli hazine idim, bilinmek istedim, sevgi ile insanı yarattım" kudsî hadisine enfes bir göndermedir. Ali Baba'nın geçtiği sarp kayalıklar geçmesi zorunlu olan merdivenlerdir; geçmesi gayet zor olan basamaklar çünkü bir ters hareketle aşağıya düşersin! Ali Baba merdivenleri çıkmış; bir de ne görsün önünde bir mağara; bu mağaranın adı GÖNÜL'dür…Hani Allah'ın "ben gizli hazine idim…" dediği şifre ile girilen mağara…

 

Hazineler zaten gizlidir, herkese açık değildir. Ama bütün hazineler de aslında keşfedilmek, bilinmek ve bulunmak için saklanmıştır. Böyle bir kamuflaj arasındaki hazineye ulaşmak, kuşkusuz basit ve yalın yöntemlerle gerçekleşmeyecek, aksine çalışmak, çabalamak gerekecektir. Zor geçitleri, sarp kayalıkları aşmaktan maksat, nefsini kötülüklerden temizlemek, erdem yolunda kararlı bir mücadele sergilemektir. Eskilerin bir sözü vardır, "Mücadelesiz müşahede olmaz" denilmiştir. Gönlün içinde hazine de olunca…

 

Kırk haramiler aslında hırsız falan değil; bu hazineye sahip olma bahtiyarlığına erişmiş bilge kişilerdi; onların yol gösterdiği ve öğrettiği sırlarla hazinenin kapısını açılabilirdi, Harami, aslında, "mahrem" kelimesinden türemiştir. Mahrem de gizli, herkesin görmesi, ulaşması ve erişmesine izin verilmeyen demektir. Bir erkeğin "mahremi", eşi demektir; "namahrem" ise, kocası dışında kalanlara verilen isimdir. Buna göre, haramiler, Allah'ın erişilmesi çok güç olan hazinelerine; yani isim ve sıfatlarına ulaşmış mutlu azınlıklardır. Halk arasında, birler, üçler, yediler ve kırklar olarak bilinen evliya, derviş ve kutuplara da çok anlamlı bir gönderme sezilmektedir.

 

Ali Baba, kırk ermişten öğrendiği sırlarla bu gönlün kapısını açmış, içeri girmiş ve hazineye vasıl olmuştur. O artık mutludur. Yüce Allah'ın sıfatları tüm benliğini sarmış, bedenini kaybetmiş; hayret, hayranlık ve huşu içinde bu sıfatların göz kamaştırıcı güzelliği ve azameti karşısında dili tutulmuş, kendinden geçmiştir. Örneğin, Hz. Musa'nın Tur Dağı'nda ulaştığı bu mertebede bayılması, Hallac-ı Mansur'un bir an için bu hazinenin güzelliği karşısında feryat edip, "Ene'l-Hakk (Ben Hakk'ım)" demesi gibi…

 

Masaldaki komşuya gelince; oturduğu yerden kolayca, bir emek sarf etmeden, zahmetsiz, çilesiz bu hazineye ulaşılmaz. Eğer sıradan biri kazara bu sırrı öğrenirse, onun ağırlığı karşısında ezilir, bocalar, hazmedemez. Şifreyi küçümsediği için, öyküdeki gibi çabucak unutur, kapana sıkışıp kalır ve sapıtmaya başlar. Kendisinin, Allah olduğunu ilan etmeye yeltenir ve tabii cezasını da öder!

 

Hazineye sahip olmak demek, bu hazineyi tasarruf etmek, hazinenin nimetlerine kavuşmak anlamları ile örtüşür. "Kulum bana ibadetlerle o kadar yaklaşır ki, ben artık onun eli, gözü ve kulağı olurum." Kuran sözü; bu hazineye erişen veli ve nebilere atfen ifade edilmiş, yüksek anlamlı, üstün değerli bir ifadedir.

 

Masalda geçen olaylarla, kişilerin "gerçek" olup olmadığı konusuna gelince… Hayalin hakikati ile hakikatin hayalinin birleşip kaynaştığı bu evrende; neyin gerçek, neyin hakikat olduğunu kim bilebilir ki?

 

Ali Baba ve Kırk Haramiler masalı içindeki alegorik ve sembolik ifadeler, anlayabilen bilge için bir sonsuzluk kapısıdır.

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !