din ve eğitim

17/9/2009 - islam, mümin ve ehl-i beyt

EHL-İ BEYT
Eser Hakkında
Yazar : MUSTAFA ÖZDAMAR
Fiyatı : 18,00 TL
Sayfa : 500

 
Âl-i Aba’ya karşı şakâvete düşenlerin Ehl-i Beyt’e yaptığı nâdanlık ve nobranlığı, zulûm ve haksızlığı Ehl-i Beyt- Ehl-i Sünnet kavgası gibi algılamak, Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet kavramlarını birbirinden ayrı düşünmek son derece ve çok ağır bir yanlıştır! Kitab ve sünnetin özü olan Ehl-i Beyt’i anlamamaktır!
Asıl Ehl-i Sünnet veya başka bir ifâdeyle Ehl-i Sünnet’in aslı faslı Ehl-i Beyt’dir! Her Ehl-i Beyt, mutlaka Ehl-i Sünnettir, ama her Ehl-i Sünnet illâ da Ehl-i Beyt değildir; olamaz da zaten...
İnsanların gönüllerini ve zihinlerini, duygularını, düşüncelerini ve inançlarını dolandırıp bulandırmak çok belâlı bir yanlıştır. Doğruları yakıp savuran bir belâ yangınıdır! İnsanların pek çoğu kabuk bilgi cehâleti içinde yanlış siyâsetle boğuldukları için, bu belâ yangını bir türlü söndürülememiştir!
“Ameller niyetlere bağlıdır.” Niyetler gayretle şekillenir. Biz bu niyet ve gayretle bu yangının üstüne “âb-ı muhabbet” (muhabbet suyu, sevgi suyu) serpmek arzusu içindeyiz.
Ab-ı muhabbet, âb-ı Muhammed’dir, muhabbet suyu, Muhammed suyudur.

Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl!
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl!
Adı güzel kendi güzel Muhammed Aleyhisselâm’ın pâk soyu hususunda bu sevgi ölçü olmalıdır.
Âb-ı Muhammed, âb-ı rahmettir, bu rahmete cümle âlem, hem muhtaçtır, hem müştaktır!
Ehl-i Beyt konusu bir sır kuyusudur. Bu kuyunun etrafında dönüp ağan iki türlü insan vardır. Bu insanlardan bazıları rahmet çeker rahatlar; bazıları zahmet çeker rahatsız olur!
Bu sır kuyusundan rahmet veya zahmet çekmek, bu kuyunun sâhibi olan adı güzel kendi güzel Muhammed Aleyhisselâm’dan nasib almaya bağlıdır.
Adı güzel kendi güzel Muhammed Aleyhisselâm’dan nasib alamayan, Ali’den Veli’den, Hasan’dan Hüseyin’den de nasib alamaz. Bu işin esası Muhammed’leşmektir! Muhammed’leşmek muhabbetleşmeyi gerektirir!
“Birbirinizi sevmedikçe mü’min olamazsınız; mü’min olmadıkça da cennete giremezsiniz!” Fermânının özünde Habîb-i Hüdâ Hazretleri herkesi, sevgi cennetine buyur ediyor.
Allah’ın gönüllerden ve zihinlerden esâmelerini sildiği “zalûm ve cehûl insan”lara husûmetle dolup taşmak, hem vahdet neş’esine, hem de muhabbetin iffetine ters düşer!
Buğuz ve lânet, rahmet ve muhabbet tavrının ihmâl, ihlâl ve hatta iğfâli gibi gözüküyor bize! “Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek” diye de bir şey elbet var amma, çözümü çok zor bir muamma bu...
Anadolu insanı ve halk irfânı bu muammayı kökünden çözmüş bağlamıştır.
Sevemediklerimizi sevmemek, sevememek zâten buğuzdur! “Allah için buğuz” eğer illâ da şartsa, bu ilkenin ifâsı için, bu örtülü ve gizli buğuz yeterlidir.
İnsanlar sevdiklerini, sevdiklerine isimlerini vererek yaşatırlar.
Bütün İslâm dünyası, ama özellikle Anadolu; Ali, Veli, Hasan Hüseyin, Hatice ve Fâtıma, Fatma, Fadime isimleriyle doludur.
Bunun çok özel, çok güzel bir anlamı vardır.
İnsanlar kızıp köpürdüklerinde: Yezit! diye bağırırlar!
Bunun da çooook derinlerde büngüldeyen mânidar bir mânâsı vardır!
Gönüllerimizi ve zihinlerimizi sevdiklerimizin muhabbetiyle rûşen etmek –aydınlatmak, şenlendirmek- varken; sevemediklerimize buğuzla bulandırmak, hiç kimseye hiç bir şey kazandırmaz. Yâ Selâm!...







İslam dünyasının 'fıkıh yaratan mezheb'inin kurucusu olan, bugünkü Türkiye'de 'dokunulmaz, tartışılmaz kabul edilen İmamı Azam (ölm. 150/767), yaşadığı günlerde, 'dindışılık, 'dini tahrip etmek', 'Peygamber'in sözlerine ve sünnetine kafa tutmak', 'Mürcie, Cehmiyye gibi sapık mezheplere mensup olmak', 'kafir' olmakla itham edilmiş hatta 'Yahudilik', 'müşriklik' ve 'deccallık'la suçlanmıştır.

Kilise babaları, Hz. Muhammed'e ilk günden beri deccal (antichrist) gözüyle bakmışlar, onu zındık, dinini de zındıklık olarak damgalamışlardır. Batı'nın en büyük şairlerinden biri sayılan İtalyan Dante, ünlü eseri İlahi Komedya'da, Hz. Muhammed'i, cehennemin en alt tabakalarında azap gören zındıklar arasında gösterir. Ünlü fizikçi Newton'a göre, Muhammed kelimesinin ebced hesabıyla rakam değeri 666'dır ve bu rakam, deccal kelimesinin rakamsal tutarının aynıdır.

Öte yandan, İslam'ı, hortlattığı Cahiliye şirk şuuraltıyla yozlaştıran Emeviler, İmamı Azam'a yönelttikleri ithamlar arasına 'deccal' ithamını da koydular. Bu ithamı öne çıkarırken yandaşları ulemayı kullandılar. Batılılar ve onlarla işbirliği yapan "müslüman" yaftalı hainler de Hz. Peygamber'in kader savaşı Bedir'e benzeyen savaşlarıyla Kelimei Şehadet'in esir edilmesini engelleyen Gazi Mustafa Kemal'e deccal dediler. Bugün, bu üç deccal ithamının üç temsilcisi, adeta bir teslis sistemiyle bir araya gelmiş, 'deccallerin ilki' saydıkları Hz. Muhammed'le sonuncusu saydıkları Mustafa Kemal'e savaş açmışlardır.

Tarihin diyalektiği 'Hz. Muhammed-İmamı Azam-Mustafa Kemal üçlüsü'nden, zulme karşı bir birlik çıkarmıştı. Kelimei Şehadet düşmanlarıyla 'müslüman' kimlikli hainler bu birliği, emperyalizme destek veren bir teslise dönüştürdüler.

Bugünkü İslam dünyasının ve Türkiye'nin kaderi bu teslisin yarattığı savaş mihverinde belirleniyor. Ya Kelimei Şehadet Düşmanlarının emperyalist teslisi kazanacak yahut da Hazret-i Muhammed-İmamı Azam-Mustafa Kemal üçlüsünün antiemperyalist birliği.

Peygamberler aklı kullanmaya çağırırlar. Sömürücüler ise duygulara ağırlık verirler. Yaptıkları en büyük suçlama, ataların yolundan ayrılma suçlamasıdır. " İRTİCANIN EN GÜZEL TARİFİ ..." Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Onlara: « Allah ne indirmişse ona uyun» denince şöyle derler: « Hayır, biz atalarımızdan ne bulmuşsak ona uyarız.» Ya ataları bir şeyi anlayamamış ve doğruyu tutturamamışlarsa? (Bakara 2/170)

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Allah o pisliği aklını kullanmayanların üstüne bırakır.” (Yunus 10/100)

Din Sömürüsü

En ağır sömürü din sömürüsüdür. Bu öyle bir sömürüdür ki, sömüren ve sömürülenlerin çoğu bunun farkına bile varmazlar. Çünkü bu durumda insanlar dine çağırılır, ama genellikle Peygamber ve Kitap kavramları değiştirilmiş bir dine. Kitaba aşırı saygı gösterilir ve onu herkesin anlayamayacağı inancı aşılanır. Dini anlamak için başka kitaplar öne çıkartılır, onların ilham yoluyla yazdırıldığı vurgulanır. Peygamber de insan üstü bir konuma getirilir, ondan kalan yere başkaları oturtulur. Bu durumu şu ayet çok güzel açıklar:

Allah bir takımını yola getirdi. Bir takımı da yoldan çıkmışlığı hak etti. Çünkü onlar Allah’tan önce o şeytanları dost saydılar. Üstelik bir de kendilerini doğru yolu tutmuş sanırlar. (Araf 7/30)
 
GENİŞ BİLGİ İÇİN .;  http://balina35.blogcu.com/      http://balina35.blogcu.com/sularla-sinanmak-1_23755141.html


ZIKIR YAPAN PAPAGAN

Tags:
Papagan Religion Din Ibadet Islam Parağan Kuş Zikir
<_script /> // moved from renderHead var itemID = '3259682'; var LEID = 848; var countryCode = 'TR'; var envType = ''; var displayType = "faceLift"; var reportID = ''; <_script />


<_script /> var so = new SWFObject("http://s.mcstatic.com/Flash/comp/RateComponent2_3.0.1.swf", "flashRateObj", "165", "60", "8"); so.addParam("flashvars", 'itemID=3259682&affID=&submitterID=1074232678&numOfRanks=461&rank=3.85&userItemRank=&userID=&'); so.addParam("wmode", "transparent"); so.addParam("AllowScriptAccess", "always"); so.addParam("quality", "high"); so.write("Rate"); <_script />



http://www.dailymotion.com/swf/xa1n93&related=0"> name="allowFullScreen" value="true">http://www.dailymotion.com/swf/xa1n93&related=0" type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="389" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always">
TEKE">http://www.dailymotion.com/video/xa1n93_teke-tek-yasar-nuri-ozturk-bop-nama_news">TEKE TEK yasar nuri öztürk Bop namazlari
Yükleyen ErcanMnkhttp://www.dailymotion.com/ErcanMnk">ErcanMnk>. - Yepyeni">http://www.dailymotion.com/tr/channel/news">Yepyeni haber videoları



Bu vuslatı hicran etme
23 Ekim 2009 09:37
Cânı vahdet denizine gark olan câna,
Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın nimetlere eriştirdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır. [Nisâ:69]

İlhamıyla aşkın varlık var oldu / Önce dalgalanıp sonra duruldu
Farketmedi bu hikmeti nâdanlar / Anlayanlar can evinden vuruldu...

Bundan sonraki satırlar 215. Mestmp3
(18.yy sarayhanesinden bir Dilhayat Kalfa bestesi: Evcara saz semaisi) ile dinlenirken vücud buldu...

Bir ağaçdır bu âlem, meyvesi olmuş âdem ve bu âdem meyvesinin çekirdeğidir "söz" Lâkin ne vakit Söz söylemeye niyetlensek Hz. Pir gelir hatrımıza:

“Mâdemki Peygamber değilsin, ümmetten ol. Mâdemki pâdişah değilsin teb’asından ol. Susarak yürüyen âriflerin izine düş ve sende sus; kendiliğinden bir karara varma zahmete düşmeğe kalkışma. Bir üstadın gölgesi altında onun emirlerine uyarak ses çıkarmadan susarak yürü... Madem ki Hakk`ta fânî olup Hakk`ın lisânı olamadın; bâri kulak kesil! Bir şey söyleyeceksen bile suâl tarzında söyle de, sözün bir şeyler öğrenmeye yarasın! Padişahlar padişahıyla hiçbir şeyi olmayan fakir ve muhtaçlar gibi konuş!”

Bir perde olan "Ben"i susturup sessizce yürüme gayretindeki bu mektupta sevgiliden hikayeler nakledelim:  Şeyh Sâdî, velîlerin bütün güzelliklerini Allah Rasûlü’ne borçlu olduklarını, bütün gönül sermâyelerini rûhâniyet-i  Rasûlullah’tan tefeyyüz ettiklerini, Gülistan adlı eserinde temsîlî bir üslûb ile şöyle hikâye eder:

“Bir kişi hamama gider. Hamamda dostlarından biri kendisine temizlenmesi için güzel kokulu bir kil (temizleyici toprak) verir. Kilden, rûhu okşayan enfes bir râyiha yayılır. Adam kile sorar:

“–A mübârek! Sen misk misin, amber misin? Senin gönül çekici güzel kokunla mest oldum…”

Kil ona cevâben şöyle der:

“–Ben misk de amber de değilim. Bildiğiniz, alelâde bir toprağım. Lâkin bir gül fidanının altında bulunuyor ve her seher gül goncalarından süzülen şebnemlerle yoğruluyordum. İşte hissettiğiniz, gönüllere ferahlık veren bu râyiha, o güllere âittir…”

Gül, Hazret-i Peygamber Efendimiz’in sembolüdür. Şu fânî hayat dershânesindeki en mühim tahsil de; O Güller Şâhı’nı tanıyabilmek, O Gül’ün mübârek kokusundan ve rûhânî dokusundan nasip alabilmek, O Gül’ün yaprağında bir şebnem tânesi olabilmektir…

Heyhat o gül bahçesinde durmaya nâil olanlar dahi vuslatta gördükleri firkat hüznüyle zârı zârı ağlıyor; O güzeller güzelini dünya gözüyle gören, mâh cemaline hayran kalıp ona gönül veren aşıkların sesine Hz. Aişe (r.a) annemizin rivayetiyle kulak verelim:

Bir gün Resûlullah'ın yanına bir adam geldi ve ona dedi ki: - Ey Allah'ın elçisi! Ben seni canımdan daha çok seviyorum. Seni oğlumdan da çok seviyorum. Bazan evde otururken aklıma sen geliyorsun. O zaman ev bana dar geliyor. Hemen kalkıp yanına geliyor ve mübarek yüzüne bakarak ferahlıyorum. Seni görmesem, canım çıkacakmış gibi oluyor. Fakat beni bir mesele düşündürüyor. Yarın ikimiz de öleceğiz. Sen cennete girince, diğer peygamberlerle beraber olacaksın. Ben ise daha aşağı mertebede kalacağım için, cennette seni bir daha görememekten çok korkuyorum.

Adam sözlerini bitirdi; fakat Hz. Peygamber(sav) ona bir cevap vermedi. Derken Nisa suresinin 69. ayet-i kerimesi nazil oldu: "Kim Allah'a ve Resûlle itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır."

İşte aşk budur. Aşık da ayrılık acısını daha vuslatta iken sezen bu sahabîdir. Yüce Rabbim bizleri onun şefaatına nail eylesin (Amin ya Muîn)

Ölüm Allah'ın emri/Ayrılık olmasaydı.

Ayrılıktan şikayet edenler, hicran yarasının ölümden de acı olduğunu böyle dile getiriyorlar. Anlaşılan odur ki, ölüm, Efendimizin ifadesiyle, "Lezzetleri bıçak gibi kesen" acılığına ve soğukluğuna rağmen, Allah'ın emridir diye kabullenilmiştir. Ama ayrılık hiçbir zaman munis görülmemiş, bu ölümden de soğuk nesne aşıklara her zaman "el aman" dedirtmiştir.

Her güne daha bir müslümanca doğma yolundakine lazım olan işte böylesi bir muhabbettir.

Allah'ım bu vuslatı hicran etme / Aşkın sarhoşlarını nalan etme
Sevgi bahçesini yemyeşil bırak /Bu mestlere, bahçelere kasdetme
. . .
İkbal kıblesi yalnız bu halkadır / Umut kabesin öyle viran etme
Bu çadır iplerini öyle katma / Çadır senindir eya sultan etme
Yok dünyada hicrandan daha acı / Ne istiyorsan et de onu etme

Ya Rab! Bizleri sevdiklerin ile hemdem eyle, onlardan ayırma! Onların yanı cennet, uzağı ise cehennemdir. Bizleri onlardan ayırma ki, onların nurundan doya doya içelim.

Vakt-i şerif, Aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,  aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim 

Fakîr Ed-dâi Nâyi AKDEMİR
msn: bobwartell@hotmail.com
www.umutrehberi.com
yeni umutrehberi.wordpress.com
www.mestmp3.com
www.uyaneygozlerim.com
www.askinileasiklar.com

5 YorumYorum yaz!Bağlantı

1/6/2009 - Dua ederken O'na kırık bir gönülle el kaldır.







Biçarelere, dul ve aceze hatunlara bakmak için çalışıp, çabalayan kimsenin; gece sabaha kadar namaz kılan, her gün oruç tutan, meydan-I gazada cihad eden gibi Allah yanında rütbesi vardır.
 
 
Ümit ederiz ki bu mübarek gece, zor günler geçirdiğimiz; fakat gelecek adına umutla dolu olduğumuz şu dönemlerde yeniden bir uyanışa vesile olur. 
 
 
Varlığı ebedi olan, merhamet sahibi, adaletli Yüce Allah kendisine dua edenleri geri çevirmez. Dualarınızın Rabbin yüce katına iletilmisine vesile olan kandiliniz mübarek olsun.
 

VE BİR GÜN....

Ve bir gün bizlerde geri döneceğiz...
Bizi yaratanın bizi var edenin...
Bize geçici olarak ömür verenin...
Önünde saf saf durarak...
Hayatımızın her saniyesi adına...
Aldığımız her nefesin...
Attığımız her adımın...
Baktığımız her mekanın...
Hesabını vermek adına...
Mahşer meydanına...
Elbette bizde birgün geri döneceğiz...

Varlığı sonsuz olanım...
Sana olan aşkımı sonsuz eyle...
Varlığı başkasına imkansız olanım...
Sana olan sevgimi...
Cemalini görmek adına imkan eyle...
SENSİN cebrail ile...
Efendimize haberler gönderen...
Bize olan sevgini...
Aracılar ile Söyleyen...
Kuluna rahmetini açıklayan...
Ve rahmetinde sırlar gizli olanım...
Hey sahibim...
Kalbimin herşeyi...
Gönlümü senden başkasına...
Sevginin değerini bilmeyene...
Hiç  satmadım...
Sana olan sevgim itaatımdandır...
Ben senden başkasını...
Bu kadar özlemedim...
Ben senden başkasına bu kadar aşık olmadım...

SEN bizlere yardım edersin...
SEN gönlümüze genişlik verirsin...
SENİN adın ve şanın yücedir...

Kapına gelenleri boş çevirmezsin bilirim;
SENDEN SENİ...
İstiyorum...
Haykırıyorum...
Bu hayat sensiz bir hiç...
Senin olmadığın herye



Nerede bir dert varsa deva, oraya gider; neresi alçaksa, su oraya akar.

Yüce Allah, üstünlük bakımından gözyaşını, şehitlerin kanlarıyla bir tutmadadır.

Kimin gönlü illetlerden arınmışsa onun duası, ululuk sahibi Allah'a kadar varır, makbul olur.

Eğer duada güzel bir nefese sahip değilsen yürü, özü sözü doğru kardeşlerden dua iste!

Dertsiz dua soğuktur, bir işe yaramaz. Dertli dua ve niyaz, gönülden, aşktan gelir.

Dua ederken O'na kırık bir gönülle el kaldır.
 Çünkü Allah'ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Rahmetler saçan dua kapısını kim vurdu da ona yüzlerce baharla icabet edilmedi?

Allah, yalvarıp yakaranlara ihsanda bulundu mu onlara
ihsan ettiği şeylerle beraber, uzun da bir ömür bağışlar.

Allah, ne alırsa onun karşılığını verir. Veliler bu sebeple O'na itiraz etmezler.

Bağını mı yaktı? Sana bir bağ dolusu üzüm ihsan eder; yas içinde neşe verir.

O, elsiz çolağa el verir. Gamlara maden olan kişiye neşeli, sarhoş bir gönül bağışlar.

Allah bize yardım etmek dilerse, bize yalvarmak ve münacatta bulunmak meylini verir.

O'nun için ağlayan göz ne mübarektir! Onun aşkıyla yanıp kavrulan yürek ne mukaddestir!

Her ağlamanın sonu gülmektir. Sonunu gören adam mübarek bir kuldur.

Akarsu nerdeyse orası yeşerir; nerde gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur.

Yusuf değilsen bari Yakub ol; onun gibi matlûbuna erişmek için ağla!

O elbiseyi elde etmek istersen cesedindeki göz çocuğunu ağlat!

Nerede bir dert varsa deva, oraya gider; neresi alçaksa, su oraya akar.

Bulut ağlamadıkça yeşillik nasıl güler? Çocuk ağlamadıkça süt nasıl coşar?

Gülmeler, ağlamalarda gizlidir. Ey sâf ve temiz kişi! Defineyi yıkık yerlerde ara!

Kardeş, duadan ayrılma! Kabul edilmiş, edilmemiş, bununla bir işin yok senin!

HZ.MEVLÂNÂ (K.S) - MESNEVİ ŞERİF

 

HÛRÎ, HÛRİLER

Gözleri iri ve siyahı çok siyah, beyaz kısmı da çok beyaz kızlar. Arapça'da "hûr" kelimesi "havrâ"nın çoğulu. Türkçe'de teklik gibi ve çok kere bu ifadeyi taşıyan nisbet "î" si ile "hûrî" şeklinde kullanılır.

"Hûrileri" ifade edene Kur'ân âyetlerinde geçen "îyn", "ayn" (göz) dan türemiş bir kelime olup iri gözlü kadınlara atfen kullanılır.

Istılah olarak "hûrî", Cenâb-ı Allah'ın, cennetliklere vadetmiş olduğu güzel kızlardan her biridir.

"Hûrîler"in yaratılışları, vücut yapıları ve güzellikleriyle ahlâkî yapıları hakkındaki bilgileri, Kur'ân âyetleriyle hadislerden öğrenmekteyiz.

"Müttakiler güvenli bir yerde; bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar. Böylece biz onları, siyah iri gözlü hûrîlerle evlendirmişizdir" (ed-Duhan, 44/54).

"Müttakilere kurtuluş, başarıya ulaşma, bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt (kız)lar ve dolu dolu kadehler vardır" (en-Nebe', 78/31-34)

"Onlar koltuklara yaslanıp kurularak, birçok meyveler ve içecekler isterler. Ve yanlarında da bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş (utangaç bakışlı) yaşıt dilberler vardır" (es-Sâd, 38/51, 52).

"Biz ceylan gözlüleri defterleri sağdan verilenler için inşa etmişiz (yeniden yaratmışız)dır. Onları bâkire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır" (el- Vâkıa, 56/35-38).

Yukarıdaki âyetlerde geçen "yaşıt"lardan maksat, hepsinin aynı yaşta olması ya da eşlerine yaşıt olmaları şeklinde her iki anlama da gelebilir.

İşte dünyada iken hayatını Allah'ın emir ve yasaklarına uygun olarak düzenlemiş, O'nun rızasını kazanmak için her türlü sıkıntı, eza ve cefaya katlanarak dininden asla taviz vermemiş, müstekbirlere boyun eğmemiş, her zaman zulme ve zalimlere kar~ı baş kaldırmış salih ve mutlu kullara Allah'ın ikramı...

"Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır" (er-Rahmân, 55/70).

"Orada utangaç bakışlı öyle kadınlar vardır ki, bundan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmamıştır" (er-Rahmân, 55/56).

"Ve sedeflerinde saklı inciler gibi iri siyah gözlü esler" (el-Vâkıa, 65/22, 23).

Kadının en önemli özelliği onun hayası ve iffetidir. Bu yüzden Allahu Teâlâ cennet nimetlerini açıklarken kadının güzelliğinden önce hayasını ve iffetini zikretmiştir.

Yukarıdaki ikinci âyetten, Cennette cinlerden salih erkeklerle salih kadınları da olacağı anlaşılıyor. Bu kadınlar, tıpkı insanlardan saliha kadınlar gibi, cinlerden erkeklere eş olacaklardır. Nitekim onlara daha önceden hiçbir erkek dokunmamış olacağı gibi, insanlardan salih kadınlara da hiçbir erkek dokunmamış olacaktır.

Peygamber (s.a.s) de Cennet ehlini şu şekilde tasvîr etmektedir.

"Cennet ehlinden her birinin iki kadını vardır ki, vücutlarının şeffaflığından baldır kemiklerinin ilikleri etinin üstünden görünür. Ehl-i Cennet arasında ne ihtilaf vardır ne de düşmanlık; gönüller sanki bir gönül, sabah akşam Allah'ı tesbih ederler" (Buhârî, Bed'ül-Halk, 59, Sıfâtü'l-Cenne).

Şu kadar var ki, dünyada iken iman etmiş ve salih kullar sınıfına girmiş kadınlar "hûrîler"den de üstündürler. Çünkü onlar bir taraftan şeytanlarıyla, diğer taraftan nefisleriyle mücadele etmek zorundadırlar. Onlar, bu mücadelede galip gelerek, Hakk'ın rızasını kazanmış ve Cennete girmeyi hakketmişlerdir. Hûrîler ise kendi amelleri dolayısıyla cennete girmiş değiller. Allah onları, diğer nimetler gibi Cennet ehli için yaratmıştır. Peygamber (s.a.s)'in aşağıdaki hadisi bunu teyid etmektedir.

Ümmü Seleme, Peygamber (s.a.s)'e bir gün "Ya Rasûlüllah! dünyada ki kadınları mı, yoksa Cennetteki hûrîler mi daha iyidir?" diye sorar. Rasûlüllah (s.a.s); "Dünyadaki kadınların üstünlüğü, yüzün astara üstünlüğü gibidir" diye cevap verir. Ümmü Seleme; "Niçin" deyince O, şöyle cevap verir; "Dünyadaki kadınlar namaz kıldıkları, oruç tuttukları ve birçok ibadetlerde bulundukları için" (Tabarânî'den naklen; Mevdûdî, Tefhîmü'l-Kur'ân Terc., VI. 81).

Halid ERBOĞA

https://www.xing.com/img/custom/grp/32597/mevlanamk.jpg

MEVLANA OĞLUNA DERKİ

 

https://www.xing.com/img/custom/grp/32597/3Mevleviyeil.gifhttps://www.xing.com/img/custom/grp/32597/2Mevlevibeyaz.gifhttps://www.xing.com/img/custom/grp/32597/3Mevleviyeil.gifhttps://www.xing.com/img/custom/grp/32597/2Mevlevibeyaz.gif

 

“Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen,
herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!
Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!
Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma!
Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen,
Fena söyleyici!
Fena öğretici!
Fena düşünceli olma!
Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun..
İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.
Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, daima üzüntü içinde olursun.
İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.
Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi çiçeklenir,
gül ve fesleğenlerle dolar.
Düşmanları andığın vakit, için dikenler ve yılanlarla dolar,
canin sıkılır, içine pejmürdelik gelir..
Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar,
içlerindeki karakteri dışarı vurdular.
Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu,
hepsi gönül hoşluğu ile onların ümmeti ve müridi oldular.”

Mevlana oğluna der ki:
Bahaeddin!

Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen,
kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur;
Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır.

https://www.xing.com/img/custom/grp/32597/3Mevleviyeil.gifhttps://www.xing.com/img/custom/grp/32597/2Mevlevibeyaz.gifhttps://www.xing.com/img/custom/grp/32597/3Mevleviyeil.gifhttps://www.xing.com/img/custom/grp/32597/3Mevleviyeil.gif

 


  S e v g i    s i z s i n i z

BİR BESMELE ÇEK GÖNÜLDEN

 

Bir Aksam Üstü Yüreğin Daralırsa;

Gözlerinden Tövbeler Taşarsa;

Avuçların Dualarla Dolarsa ;

Bir Besmele Çek Gönülden

 

  http://img201.imageshack.us/img201/6936/besmele22ly0.gif

 

Katran Karası Geceler Seni Boğarsa;

Vücudunu Soğuk Terler Basarsa;

İcinde Ard Arda Toplar Patlarsa;

Bir Besmele Çek Sessizce

 

http://img201.imageshack.us/img201/6936/besmele22ly0.gif

 

Sır Verecek Bir Dost Bulamazsan;

Günahlarından Ayrılamazsan;

Boğuk Boğuk Hep Ağlarsan;

Bir Besmele Çek Yürekten

 

http://img201.imageshack.us/img201/6936/besmele22ly0.gif

 

Gönül Dostlarını Birgün Bulursan;

O Yüce İlahiyata Kavuşursan;

Şükr Dualarını Hep Okursan;

Bir Besmele Çek Unutmadan

 

http://img201.imageshack.us/img201/6936/besmele22ly0.gif

 

Huzuru Neşeyi Islamda Bulursan;

Başladığın Her İşte Onu Anarsan;

Kalbini Tüm İnsanlara Açarsan;

Bir Besmele Çek Her Seferinde

 

http://img201.imageshack.us/img201/6936/besmele22ly0.gif

 

Nefsinle şeytana Cihad Açarsan;

Her Hayırlı işe Koşarsan;

Muhammed Aşkıyla Tutuşup Yanarsan;

Bir Besmele Çek Kalbten

 

http://img201.imageshack.us/img201/6936/besmele22ly0.gif

 2202456763112dd271c6bb5fcabe95d3.jpg 

 

" Geceleri yıldızları seyrettiğim penceremden ,her gördüğüm buluta ,

yeni bir nisan ısmarlıyorum,kalbime yağsın diye..."
" Her doğan güne ,yeni bir bahar ısmarlıyorum,günbegün solan hayatıma renk katsın diye..."
"Her batan güneşe yeni bir sonbahar ısmarliyorum,ölümü hep hatırlatsın diye..."
"Her çaresizliğime,yeni bir ümit ısmarlıyorum,çaresiz kalmasın diye..."
"Her dostuma,yeni bir vefa ısmarlıyorum,sevdamız büyüsün diye...."
"Her baktığım aynaya yeni bir benlik ısmarlıyorum,yapancı maska takmasın diye..."
"HER KAPANDIĞIM SECDEYE YENİ BİR DUA ISMARLIYORUM,BENİ O' (c.c.) HİÇ YALNIZ BIRAKMASIN DİYE..."
"Her yazdığım cümleye yeni bir harf ısmarlıyorum,eksik kalmasın diye..."
Birde açan çiçekleri olmasa bahçelerimizin,
uçan kelebekleri olmasa ,baharlarımızın...
sesleri uykularımızda yankılanan bülbülleri olmasa seherlerimizin,
Beş vakitte,beş sefer ferahlatan ezanları olmasa semalarımızın...
Daha çok kirleneceğiz...
Daha çok çirkinleşeceğiz...
Daha çok sağırlaşacağız...
Daha çok yalnızlaşacağız...
Keşkelerim,belkilerim,ölüm olmasa,
Cümleleri sonlandıran nokta olmasa,
Ruhumuzu arındıran dua olmasa,
Daha çok bunalacağız,bulanacağız...

 

oopioko

Resûlu Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:

“Allah bir kulu kendine zor ve acı gelen bir dertle imtihan ettiğinde, kul o derdi Allah’tan bildiği ve ondan kurtulmak için Allah’tan başkasına dua etmediği sürece, Allah bu hali, onun günahlarına keffaret ve arınma vesile kılar.”

(İbn-i Ebiddünya)

,

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

İrfaniyetin kaynağı tefekkürdür. Tefekkür en yüce kulluktadır tefekkür kişiyi kamil insan yapar ki kamil insan da kuranın fatihasıdır alemin özü ve özetidir. bol tefekkürlü zaman diler, Dosttun Allah mürşidin Muhammed rehberin ali delilin kur’an meşguliyetin elin yarda gönlün karda olsun. “Eğer dua için temiz bir nefesin yoksa temiz kalpli dostlardan dua iste” der Mevlana dualarına misafir olmak dileğiyle yaşadığınız bu an..mübarek olsun..

Son Yazılar

islam, mümin ve ehl-i beyt
Dua ederken O'na kırık bir gönülle el kaldır.
HZ. MUHAMMED MUSTAFA ( S.A.S ) RESMİ KABRİ ŞERİFİ
HZ. MUHAMMED MUSTAFA ( S.A.S ) RESMİ KABRİ ŞERİFİ
Mehmet Rasim MUTLU
MUTLU BABANIN ŞİİRLERİNDEN ...
ELİF ve VAV
Aşk; dileği, isteği, yapıp yapmama arzusunu, iradeyi terk etmekt
Derviş...
Her Yer Kerbela
KABİRDE SUAL VARMI ?
NE GÜZEL BİR DOST...
Sularla Sınanmak -1
Sevgi ve aşk Allah’ın büyük lütfu
Sessiz Konuşabilmek
Gönülden Sevenler
Celaleddin’den Mevlânâ Çıkaran Adam; Ş E M S - İ T E B
Dervişlerin Sohbetinden Muhammed Kokusu Gelir.
Harabi (Edip Harabi)
TAKLİT Mİ, MODEL ALMAK MI?
mevlüt kandili
ALLAH İLE KONUŞMAK ....
kerbela olayi 1
KERBELA OLAYI 2
Biz Türkler Alevi meşrep Sünnileriz ...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

hakdost
Blogcu Yardım
isterimbanane
eyluldegelen
minass
qoraga
abunaar
blooom
yakamoz045
Nefise ilgi
busraustaomer
yalcinbedez

Kategoriler

Arkadaşlarım

hakdost
Blogcu Yardım
isterimbanane
eyluldegelen
minass
qoraga
abunaar
blooom
yakamoz045
Nefise ilgi
busraustaomer
yalcinbedez
Kapını Çalan Güzeliklere Kapnı Açmazsan O Güzelliklere Birgün Pencereden Bakmak Zorunda Kalabilirsin...